top of page
mk.png

Türkiye'de Tartışma Kültürü

  • Yazarın fotoğrafı: Merve Karataş
    Merve Karataş
  • 7 May 2025
  • 2 dakikada okunur

Türkiye'de tartışma kültürü son 20 yılda sekteye uğramış, noksanlığı da ülkedeki siyasetin kalitesini düşürmüştür.


ABD'de 1960'lardaki Kennedy-Nixon tartışmalarını yakından takip etmiş olan halkın çocukları 90'larda Bob Dole ve Bill Clinton tartışmalarını da, milenyumun başlarında Bush ve Al Gore tartışmalarını da, 2020'de Trump-Biden tartışmalarını da dinlediler ve bu gelenek sürmeye devam ediyor. Münazaraları kaçıran yeni nesiller de bugün istediği zaman bu tartışmaların transkriptlerine, videolarına ulaşabiliyor. Bu, yüzeysel popülizmin önüne tamamen geçemese de en azından daha rasyonel düşünmeye eğilimli kitleler için ucuz miting retoriği hapishanesinden bir çıkış yolu sunan bir gelenek.


Türkiye'de büyük siyasi parti liderlerinin en son gerçekleştirdiği açık oturum ise Erdoğan ile Baykal'ın 2002'de çıktığı, moderatörün Uğur Dündar olduğu bir program. Bu program için AKP Dündar'dan ilginç bir ricada bulunmuştu. Dündar'dan arkada kullanılacak miting resimlerde yalnızca türbanlı kadınların fotoğraflarının seçilmemesi temenni edilmişti, zira bu AKP'nin kapsayıcı imajını zedeleyecekti. (Bugün tam tersini CHP yapıyor. Hayatın cilvesi, muktedir olmayan taraf her zaman daha kapsayıcı bir imaj inşa etmek durumunda kalıyor)

Gelgelelim "kapsayıcı" bir imajla iktidara gelen AKP'nin ülke yönetimine hakim olduğu dönemde lider açık oturumları ve tartışma kültürü tamamen bittiğinden, AKP döneminde büyümüş yeni nesiller bunu normal bir vaziyet olarak algılıyor.


Daha da vahimi, Twitter'da karşıma çıkan şu manzara:




İnsanlar geçmişten ve dünyanın geri kalanından bihaber oldukları için tartışma fobisi olan tarafın Kılıçdaroğlu, tartışmaları kazanabilecek kapasiteye sahip özgüvenli tarafın da Erdoğan olduğunu zannediyor.


Bunun sebebi muhtemelen Erdoğan'ın mitinglerde kullandığı popülist, hamasi belagat. Oysa mitinglerde kahraman olmak basit, çünkü mitinglerde karşında sana hesap soracak hiç kimse yok. "Böyle dedin ama, şöyle bir durum var." diye sana itiraz edecek, ettiğin lâflara kontra-argüman üretecek bir rakibin olmadığı zaman kahraman olmak için desibelini yükseltmen yeterli oluyor. Prompter faciaları bunun bonusu.


Realite ne yazık ki, Erdoğan'ın yaratmaya çalıştığı ve belirli bir ölçüde bunda başarılı da olduğu imajın tam tersine işaret ediyor. Türkiye'de tartışma kültürünü bitirmiş olan, tartışmadan kaçan bizzat Erdoğan rejiminin kendisi.


Kılıçdaroğlu Erdoğan'a defalarca "çık karşıma otur beraber tartışalım." çağrısında bulunup bundan hiçbir sonuç alamadı. Binaenaleyh 20 yıldır televizyonlarda büyük partilerin liderlerinin karşılıklı oturup sakin sakin sohbet ettiğini göremiyoruz.


90'lar özellikle Kürtler için karanlık bir dönem olduğundan ötürü romantik romantik 90'lar nostaljisi yapacak değilim. 90'lar komple geri gelmemeli elbette, lakin liderlerin bir arada oturup halkın gözleri önünde sergilediği tartışma kültürünün geri tesis edilmesi daha sağlıklı bir demokrasi için şart.



Dilerim bir gün Türkiye bu geleneği tekrar kazanır ve siyasi problemlerin sığ kimlik savaşlarının ötesinde, akılcı bir zeminde müzakere edileceği ortam oluşur. Bu her şeyi düzeltmeyecek olsa da, en azından salt antagonizm üzerine siyaset kurgulamayı bir tık zorlaştıracak ve liderleri daha sağduyulu olmaya motive edecek, siyasetin kalitesini artıracak bir gelenek.

 
 
bottom of page