top of page
mk.png

Çin'in Modern İpek Yolu Projesi: BRI

  • Yazarın fotoğrafı: Merve Karataş
    Merve Karataş
  • 17 Eyl 2025
  • 3 dakikada okunur

ABD-Çin ticaret savaşının, küresel teknoloji rekabetinin Çin’i daha agresif dış yatırım arayışına itmesiyle ortaya atılmış bir tür "Yeni İpek Yolu" projesi olan Belt and Road Initiative'in

anlaşılması için önce haritayı koyalım:



Pakistan özelinde Gwadar Limanı'nın önem taşıdığını görebilirsiniz. Hint Okyanusu’na doğrudan erişim, Çin’in enerji ithalat rotalarını kısaltır. Buradaki süreç için önem arz eden bir faktör, Belucistan’daki güvenlik sorunlarıdır. Terör saldırılarına ek olarak Çin karşıtı duygular da var bölgede. Pakistan’ın borç krizi ve IMF ile anlaşmaları da Çin’in etkisini sınırlayabilecek bir unsur olarak düşünülebilir.


Nepal'de bildiğimiz gibi hükûmet devrildi. Bununla ilgili de sürüyle komplo teorileri ortaya atılacaktır. Başka milletlerin özgürlük için eylem yapmasını değersizleştirmek adına hemen "dış güçler, küreselciler" ezberini yapıştırmak, yurdum devlettaparlarının, ulusalcıların alışılmış bir refleksidir.


Bu perspektifte iki temel problem vardır: Birincisi, birileri halk hareketi içindeki 2-3 STK'yı fonlamış olsa bile bu, ortada gerçek bir halk iradesi olduğu gerçeğini değiştirmez. İkincisi, "küreselciler" tanımı artık kahvehane dayısı analizlerinden öteye geçemeyen cahil cühelanın kolaya kaçmasından ibaret bir tanımlama haline gelmiştir.


Sebebi basittir: Devletlerin küresel pazarlara entegrasyonlarının tek bir grup tarafından kontrol edilen bir ağ ile işlediği fikri aşırı derecede sığ ve küresel güç yapılarının karmaşıklığını göz ardı eden bir bakış açısıdır. Dikkat ederseniz, küreselci denilenler kim belli bile değildir bu tür yorumlarda. Liberal kurumsalcılığa mı küreselcilik diyeceğiz, Çin projelerine mi?


Aslında ikisi de kendisine göre bir ağ inşa etmek istiyor. Nepal özelinde de bir Hindistan-Çin rekabeti olmakla beraber ABD’nin Hint-Pasifik stratejisinin de Çin’in bölgedeki nüfuzuna karşı durduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Tabii burada ABD küreselci demonik bir entite iken Çin, Nepal halkının refahını düşünüyor değil. Siyasi istikrarsızlık, hükûmet krizleri bir güç boşluğu doğurur ve doğal olarak herkes de oluşan bu boşluktan bir kazanım elde etmek ister. Fakat burada "küreselciler" demek, hangi aktörün ne hamle yapacağını somut olarak belirtmeyen, derinlikli gibi görünüp aslında hiçbir şey anlatmayan sığ bir okumadır. Belt and Road Initiative için Nepal önemlidir, çünkü Hindistan’a alternatif kara koridoru ve Güney Asya’ya açılan kapıdır.


Gelelim İran'a. Çin'in İran ile 25 yıllık stratejik anlaşmasıyla ilişkileri güçlendi ama Batı yaptırımları sorun olmaya devam etti. ABD, İsrail ve İran'ın proxy savaşları İran'ı oldukça yıprattı ve biraz da güvenlik açısından hassas bir konuma soktu. Bankacılık ve finansal transfer kısıtlamaları da malum. Ancak Orta Asya’dan Orta Doğu’ya kara bağlantısı olmak ve enerji kaynakları, İran'ı da Çin için oldukça önemli kılan unsurlar.


Türkiye zaten Avrupa’ya kara köprüsü ve lojistik merkez olma potansiyeline sahip. Forbes'ta geçen haberi de çıktı:



Yılda 1000 tren hedefi var Orta Koridor'da.


Yunanistan'a baktığımızda ise Pire Limanı öne çıkıyor. Eskiden olsa "AB’nin Çin yatırımlarına yönelik tavrı şüpheci." falan derdim ama Trump yönetiminden sonra dünyadaki klasik Avrasyacılık-Atlantikçilik dikotomisinin yerini yeni kutupların da alabileceği ihtimalini göz önünde bulundurmaya başladım.


Çin'in büyük yatırım yaptığı COSCO, bugün Pire Liman İdaresi Şirketi'nin %67 hissesine sahip ve bu, Trump'ı rahatsız etmeye başlamış bile.



İşte, ABD'nin AB'yle arayı açma hususunda sınırsız bir manevra alanına sahip olup olmadığını aslında bu tür ince detaylarda göreceğiz. İtalya’nın AB baskısıyla 2023’te BRI’den çekilme kararı aldığını biliyoruz ama AB-ABD ekseninin kendi içinde ne tür gerilimler yaşayacağını veya Çin yatırımlarını sınırlamada ne kadar ileri gideceğini henüz bilmiyoruz.

Aslında Almanya-Çin ticaret bağları güçlü. Avrupa’nın lojistik kalbi olan Hollanda'nın Rotterdam kenti ve Duisburg gibi merkezler ise kritik.


Rusya, Çin-Avrupa kara köprüsü için coğrafi öneme sahip olmakla beraber Ukrayna savaşı sonrası Batı yaptırımlarıyla artan izolasyon ve savaş, Avrupa’ya kara yolunun geleceğini belirsiz kılıyor.


Vietnam ve Güneydoğu Asya tarafı ise ASEAN pazarlarına erişim, ucuz işgücü ve limanlar demek. Buralarda ise doğal olarak Çin’e karşı milliyetçi tepkiler ve Güney Çin Denizi gerilimleri var. ABD’nin bölgedeki askerî varlığı da Çin’in hareket alanını daraltıyor.

Kenya ve Djibouti için Batı medyasında sık sık "Çin’in borç tuzağı diplomasisi" eleştirilerini görebilirsiniz. Çin, bugün Afrika'da tarihte hiç olmadığı kadar aktif. Buralardaki temel sorun da tahmin edebileceğiniz gibi borç sürdürülebilirliği ve siyasi istikrarsızlıklar.


Projenin genel hatlarındaki problemler şu an için böyle görünüyor. Dünya değiştikçe eklemeler yapılır.

bottom of page